english
'Ateş ve Söz' Fotoğraf Sergisi
20 Ocak Cuma 2012 - 04 Şubat Cumartesi 2012

Ateş ve Söz Yolculuğu - Zeki Coşkun 

Değişen ve değiştiren ateşin peşine düştüğünüzde, dil – söz, meram derdine düştüğünüzde yol hayli uzundur.
Niyetinizden, bildiğinizden, yaşayıp gördüğünüzden, gidip geldiğinizden de uzun. Çünkü her halükarda yenileyicidir. Değiştiricidir, dönüştürücüdür.
Bu defa yolumuz,  “Bakılsın diye yüzlerini örten, yaşamak için ölenler”in; Zapatistler’in diyarına. Güney Meksika’ya. Chiapas’a.
Rehberimiz Ekrem Sami Kızıltan.
Meksika’dan, yok sayılan ve yok edilmeye çalışılanların, var olmak-var kalmak üzere ayağa kalkanların görüntülerini, duvarları bu dertle bezeyişlerini, dünyayı bir halı gibi desen desen işleyip dokuyuşlarını önümüze getiriyor Kızıltan’ın Ateş ve Söz yolculuğu. Oralara çekiyor bizi.
 I – YOL
Chiapas denen yere, orada yaşananlara yakından baktığınızda, yol sizi antik zamanlara, Olimpos’a dek götürür. Zeus ve avanesinin, tanrıların/tanrıçaların ikâmetgahına. Dönün Chiapaslılar’ın en Chiapaslısı yardımcı kumandan Marcos’a bakın. Ağzı ve gözü dışında tüm yüzünü kapatan beresiyle Marcos ve kendisiyle aynı halde, aynı yoldaki arkadaşları ateş hırsızları değil mi?
Tanrılar katından –Olimposlular’dan- ateşi çalıp insanı halk eden Prometheus’un yol  izleri çıkar karşınıza Ateş ve Söz  görüntülerinde.
Aceleye mahal yok. Biliyoruz, zincire vurulacak Prometheus. Kafkas dağlarında kartal gagalayacak karaciğerini. Herakles gelip kurtaracak onu. Daha Pandora’nın doğumu var sırada. Tanrıların öcü, öfkesi bitmez. Kutu açılmadı henüz…
 ***
Evet, yol uzun. Efsaneden gerçeğe geçmek için yine ateşin izini süreceğiz ki, Söz’e varabilelim.
2500 yıl öncesinde ve bu kez Ege kıyılarında, Efes havalisindeyiz.
Karşınızda Herakleitos.
Bu dünyada her şeyin aslı – astarı, kaynağı ateş’tir, diyor Herakleitos: Bu dünya ateşten oldu. (Big bang!) Her şey sürekli bir yanış, oluş, değişim halinde. Ol sebeptendir ki aynı ırmağa iki kez giremezsin. Akış var, ateş var, değişim var. Su aynı su değil, sen aynı sen değilsin.
Doğada değişmeyen tek şey var, o da değişim.
Hoş geldin diyalektik!
Ve değişimi doğuran, zorlayan karşıtlıkların ardında birlik, değişimleri arkasına değişmezlik var. Herakleitos’un dilinde (Yunanca) bu logos’tur. Türkçesi: Söz.
Aynen ateş gibi söz de tanrıların mülkiyetinden, tekelinden, kutsallıktan, büyüden arındırılarak insana ait kılınır. Değişir, dönüşür.
 ***
Ateş ve Söz adını taşıyan sergideki  görüntülerden, dünyanın bir ucundaki Meksika’dan falan söz etmedim, etmeyeceğim. Yol haline, koordinatlarına işaret etmekle yetiniyorum. Ötesi size kalmış.

 II – YOLLUK
Ateş ve Söz yolculuğu, insanın hiç’ten var olma’ya yolculuğudur özetle. 
Bu süreçte ateş, insanın doğadan alıp –tanrılardan çalıp!- kendine ait kıldığı ilk güç, araç, silah, yolluk.
Henüz söz’ü icat etmemişken, o yolda çabalayıp emeklerken insan, kendini ifade etmeye uğraşıyordu ateşin etrafında. İşaretlerle. Bedeniyle. Sözden önce göz var, malum.
Sanat, bu ikisinin –gözle sözün- yanına elin ve diğer araçların, nesnelerin girmesiyle ortaya çıktı. Çünkü insan anlatmak zorundadır. Kendisini, kendinden olanlara gösterme derdindedir. Bu yolda binlerce araç, yöntem, yolluk geldi geçti, sınandı.
Doğrudan doğruya gözün yerine geçen, gerçekliği –hali ve zamanı- kaydedip donduran fotoğraf (makinası) kendisine kadarki yollukların belki de en yol açıcısıydı.
E. Sami Kızıltan, bu yollukla yaklaşıyor Ateş ve Söz’e.  Uzağı yakın, an’ı daim, görüntüyü gerçek ediyor.
 
III – YOLCU

Başta rehber dedim ama E. Sami Kızıltan, daima yolda.  Türkçe’deki nefis deyişle “kırkından sonra saz çalmaya başlayanlar”dan.
Kendi serüveni, izini sürüp görüntülerini bize sunduğu Ateş ve Söz yolculuklarından pek farklı değil. Dolayısıyla yolunun Meksikalara uzanmasıysa hiç mi hiç rastlantı değil. Doğal, zorunlu seyir.
Dante’nin deyişiyle “yolun yarısında” –anıyor ve geçiyoruz bu nitelemeyi- 35 yaşında hayli örselenmiş ve öfkelenmiş olarak yurt dışına çıkmak zorunda kalıyor. Bedenindeki işkence izlerinin onarımı burada, anayurdunda mümkün değil. Yara zaten buradan.
Dışarıda yapıp ettikleri onarım ötesi, bir bakıma kendini yeniden var etmek. Kırkından sonra öğrenci olup Paris VIII Üniversitesi’nde Fotoğraf Bölümü’nü bitirmek, başlı başına yol. Aynı üniversitede tiyatro da okumuş.
Başka bir gözü, başka bir sözü var artık.
2000’lerin ilk yarısında Asya içlerine uzanıyor objektifiyle. Kazakistan, Türkmenistan, Kırgızistan, Özbekistan…
2007’de bu “yeni dünya”ya, Amerika’ya geçiyor. Meksika’da EZLN –Zapatista- kamplarında 75 gün kalıyor. Oradan ver elini Guatemala, Küba… Bu yolculuğun ürünlerini Dağdan Gelen Ses adıyla sergiledi. 
Sadece o değil tabii; 20’yi aşkın kişisel sergi açtı, 40 dolayında karma sergiye katıldı. İstanbul – Paris ana konak yerleri olmak üzere dünyayı turluyor, görüntülüyor. Bu kez son Meksika seferinden görüntülerle karşımızda.
Ateş ve Söz yolculuğu devam ettikçe onu izlemeye devam edeceğiz.

 

Sami Kızıltan
Ne zaman Chiapas'a ve şimdiden hem tarihe hem de coğrafyaya geçmiş yerlilerine ilişkin bir cümle duysam, bir kitapla veya bir fotoğrafla karşılaşsam, "Uzaklar, düşmez kalkmaz düşlerimiz nerelidir?" diye mırıldanırım. Dahası, "Devlet girmemiş, devrim girmiş ormanlar nerelidir ve Chiapas neyimiz olur", diye yazılamaya çıkmak gelir içimden. "Ateş" ve "söz" çarpsın ki, başımızı güzel belâlara sokan kitaplarımıza el basayım ki bu kez de böyle oldu... Sami'nin uzaklardaki ateş'i ve söz'ü ayağımıza getiren, yirmi dört ayar tarih kıymetindeki fotoğraflara tek tek bakarken, her fotoğraftaki yerlilerle, renklerle tanışırken onlarla aynı canbağı'ndan olduğumu hissettim. Hal böyle olunca da, renklidüşçe fotoğraflardan el alarak yeni bir soruya taşındım: "Ateş ve söz nerelidir ve neyimiz olur?" Bizim mahallenin çocuklarına Chiapas yerlileri ve EZLN elinden ve dilinden ulaşan, ateş ve söz, "mistik" bir imgeden çok tarihsel ve güncel bir hakikate çağırır bizleri... Kadim tarihe bakıp şu söylenmelidir; ateş'in sözü uzundur, git git bitmez... Ateş'in söz'ünü kısmak uzun erimde hiçbir zalimin harcı değildir,... Öte yandan söz'ün ateşi yüksektir oralarda, çünkü devrim söz'ün ateşinin yükselmesidir. Ateş ve Söz, Devrim'i yakına çağırır ve öyle somut hale getirir ki, tarih her birini anlamaya, ateş'e, söz'e ve Devrim'e kayıt yenilemeye davet eder bizleri. Chiapas’lı esmer çocuk için, eli kulağında olmasa da devrimle büyümek, bir yetişkin yerli için devrimin ateş'i ve söz'ü ile yaşamak ve yaşlanmaktan güzel ne olabilir... Bu fotoğraflar söz'e ve ateş'e elçidir tarih ve kavimler bilgisinden anlayana... Dahası, yardım yataklık etmektedir, söz'ünde duran, 'ateş'in kalbini kırmadan yaşayan ve yanlış yaşlanmayan yerlilere... Mitolojinin ve toplumsal tarihin temel entrümanlarından ateş ve söz yolumuzu kesmişse, bize "hoşbuldun" demek düşer. Hele de bu, ateşten zarar etmeyen bir halkın elinde iyilik olarak varolan bir ateş ise bize heveslerimizi onlarla birleştirmek, sözümüzü ve ateşimizi, onların kadim yerli mitolojisinden ve güncel direnişten devşirdikleri söz'üne ve ateş'ine eklemek düşer. Hiçbir pulun hiç bir zarfa yakışmadığı, insanın insandan, dilin dilden zarar ettiği yanlış bir dünyada, Chiapas halkının devrim eki fotoğraflar üzerinden bir halkla tanışmak onun hakikatiyle ilişkilenmek ve imgesini oluşturmak önemli. Bu tanışmanın, sağlamasını yapmak için, fotoğraflarla tanıştıktan sonra herbirine kulağımızı dayamamamız, her fotoğrafın yerli diliyle kulaklarımıza fısıldadıklarını önce aklımızda tutmamız sonra da dünyanın bütün dilerine çevirmemiz yeterli... Gözümün ve sözümün içine bakan otuz iki kısım tekmili birden bu fotoğraflarla içimden ve dışımdan tanıştıktan sonra başka ne desem bilmem ki? Onlar ermiş söz'lerine ve ateş'lerine, biz bakalım küllerimize... Sezai Sarıoğlu