english
TEN ve BEDEN YOLCULUKLARI
02 Kasım Cuma 2012 - 15 Kasım Perşembe 2012

Caner Karakaş beden halleri üzerinde çalışıyor.

 Zorunlu vurgu: Üzerine değil, üzerinde!

 Tanıyıp bildiğiniz, kendinizce anlayıp anlamlandırdığınız şey(ler) üzerine konuşur, söz alırsınız.  Hüküm bildirirsiniz.

 Oysa beden, hükme gelmez. Ne türden, hangi “örtü”lerle donatılır, sarılıp kapatıl ırsa kapatılsın,  her koşulda “açık”tır çünkü.  Hem mahrem hem açık. Onun üzerine söz aldığınızda, harekete geçtiğinizde bir “sına-n-ma”ya girmişsinizdir.

 Sınayan, sınandandır.

            ***

Heykel, sonuçlanmış bir serüveni önümüze getirir. Hele sergi söz konusuysa öyle ya da böyle bir bütün, toplam vardır karşınızda.

 C. Karakaş’ın çalışmalarına baktığınızda,   tamamlanmışlık kadar, süregiden bir serüvene, o serüvenin evrelerine tanıklık ediyorsunuz.

 Onun çalışma biçiminden mi kaynaklanıyor bu,  yoksa yöneldiği alananın; bedenin getirdiği durum mu?

 Galiba her ikisi de. Başka türlü söylenirse, evet, sınama-sınanma durumu.

 Beden, içinde bulunduğumuz dönem dahil, tarihin her evresinde “mahrem”in başköşesinde duruyor. O nedenledir ki, üzerine odaklanıldığında, üzerinde çalışıldığında  ortaya çıkan,  görsel - seyirlik bir yapıttan  öte, teşrih(1) ürünüdür, teşhir(2) değil!

 “Ameliyye” ürünüdür ve tabii ki yolculuk ürünüdür. Yeniden ve yeniden bakmaya çağırırlar bizi.

            ***

Bu işlerin 2012 Türkiyesi’nde üretilmesi ve önümüze gelmesi ayrıca üzerinde durulmayı gerektiriyor.

 Zamanın ruhu gereği görüntü, gösteri, yaşadığımız coğrafyada da  her şeyin üstünde, önünde. Ve buna her alanda, her düzlemde baskın bir örtüleme, perdeleme eşlik ediyor. Kaos. Estetik ise, gündem dışı. Fazlasıyla lüks.

 Richard Sennet, Batı Uygarlığında Beden ve Şehir ilişkisini, bunun tarihsel evrimini incelediği Ten ve Taş kitabına şu saptamayla başlar: “Batı uygarlığı bedenin haysiyetine ve insan bedenlerinin çeşitliliğine hürmet etmekte hep zorlanmıştır.”(3)

 Sennet bu saptamasını mimarlık, kent tasarımı ve  planlama pratiklerine dayandırıyor. Antik dönem Atinası’ndan 20. yüzyıl sonları New York’a uzanan 2500 yıllık seyir ve hayli geniş bir coğrafyada “bedenin haysiyetine” saygıda kusur edildiği önermesi, hayli şaşırtıcı.

 Bedenin –yine Sennett’ın vurgusuyla çıplaklığın kutsanıp anıtsallaştırıldığı Atina , Batı heykel sanatının da anayurdu. Heykelin tapınaktan çıkıp sivilleştiği, kent tasırımı ve donatısının başat, olmazsa olmaz öğesi haline geldiği yer Atina. 20. yy sonlarına geldiğinizdeyse New York, küresel köyün merkezi! Atina’daki zafer tanrıçası Nike , New York’tan dünya pazarına  sunulan bir markadır artık.  Nike’nin kanatları, bedenden, heykelden, kütleden koparılıp grafik figüre dönüşmüştür. Nike, kendinden başka bir şeydir artık;  nayk’tır; küresel marka. Ayakkabı, şort, tişort, eşofman... Spor giyiminden gündeliğe uzanan , tüm dünyada çocuktan yaşlıya kadın-erkek  her renkten, her boydan bedenlerini giydiren Nike, yüzyılı aşkın süre New York’un  -ve ABD’nin- sembolü olan, kadın bedeni üzerinden temsil edilen Özgürlük Anıtı’nı aşmıştır!

 Zafer Tanrıçası da, Özgürlük Anıtı da  semboliktir. İnsan zihninin tasarımı;  zihin ve el ürünü, yaratısıdır.  Toplumsal varlığı, edimleri, bunun üzerinden üretilen kimliği anlamandırmak,  anlatmak, yüceltmek  için görsel sembollere başvurulur tarih boyunca. Ve ilk insanlardan –diyelim doğurganlığı simgeleyen Venüsler’den- itibaren bu görsel semboller, anıtlar öncelikle kadın bedeninde vücut bulur.

 Küresel marka Nike –ve ürünleri- yüceltimin biçim ve nesnesinin, eyleminin günümüzde nasıl  dönüşüme uğradağını  örnekliyor: Eşya, bedenin örtüsü –ve aksesuarı- semboldur artık.  Belli bir kullanım değeri, ömrü olan eşya “fetiş” semboldür.

            ***

Bu küresel gerçeklik karşısında bedenin her biçimiyle örtülüp ötelendiği Türkiye’de bedenin haysiyetine hürmet, başlı başına sorunsal olarak önümüzde durmaktadır.

 Caner Karakaş beden halleri üzerinden gerçekleştirdiği işler, tam da bu sorunsalın içinden doğuyor, önümüze çıkıyor 2012’de.

 

 

 

 

1 – Şerh’ten türetilen Arapça kökenli teşrih sözü için Osmanlıca – Türkçe Sözlük’te dört karşılık  veriliyor:Açma, yayma, inceden inceye didikleme. Bir ölü gövdesini kesip parçalara ayırma, otopsi. 3. Anatomi. İskelet (Mustafa Nihat Özön, Osmanlıca – Türkçe Sözlük, İnkılap ve Aka Kitabevleri, 4. Bas. 1965, İst.)

 2 – Günlük dilde yaygın olarak kullanılan teşhir için aynı sözlük yine dört karşılık  veriyor: Şöhretlendirme. Bir şeyi herkesin göreceği gibi yayıp gösterme. Silah çekme.Bir suç sahibine verilen ibret olmak üzere herkese gösterilme cezası.

 3 – Richard Sennet, Ten ve Taş, çev Tuncay Birkan, Metis Yayınları, 2002, İst.

 

 

 

 

 

 

 

 

Caner Karakaş
Henüz haber eklenmemiştir.