english
Sırların Belleği
05 Mayıs Salı 2009 - 30 Mayıs Cumartesi 2009

Bu Resimlerde Gördüğümüz Hangi Kent?
Italo Calvino’nun “Görünmez Kentler”i, Marco Polo’nun Kubilay Han’a geceler boyu anlattığı kentlerdir.

İmparator olmasak da hepimizin kendimize malettiğimiz kentler olabilir.
Bir kenti tanıyıp sevebilmek uzun ve çileli bir süreçtir. Calvino’ya göre kent ile mutluluk arasında bir bağ vardır: “Günlerin kısaldığı bir eylül akşamı, lokanta kapılarında rengârenk lambalar hep birden yandığında ve terasın birinden bir kadın; ooh! diye keyifle bağırırken bu kente gelen biri, o an, aynı akşamı daha önce de yaşadığını ve o kez mutlu olduğunu anımsayanları kıskanır.”
Ne kentin güzelliği, ne de orada yaşanan mutluluk verici olaylar bir kenti sevilesi yapar. Önemli olan bir kentin nesnelerinin ve olayların üstüste binerek oluşturduğu katmanların en altına sızarak, orada son derece kırılgan, ince bir tortu yaratan, telkâri çizgilerden oluşmuş, yalnızca hislerden ibaret, belki de tasavvurlar dünyasının hayal kentini sezebilmektir.

Bu sergideki resimlere hakim olan kentler, ressamın gönül verdiği, anlatmaya değer bulduğu kentlerdir. Demek ki ressam bu kentlerin her birinde mutluluk sesini duymuş, diğer seslerden ayırmış ve o sesin sahibini kıskanmıştır.

Bir kent yaşam ile büyür. Kentin nesneleri, kendilerine anlam kazandıran yaşam sayesinde, her bir kişinin bu anlamları sonsuza kadar çoğaltmasıyla, kendilerinden taşan bir anlam dünyasının nesneleri olurlar. Böyle nesnelerden oluşmuş bir kenti, onun telkâri çizgilerini en iyi bir sanatçı görebilir ve yansıtabilir.

Kentlerde bıraktığımız izlerimiz diğerlerinin arasında görünmez olmuştur, ama vardır. Ve onlar kentin telkâri çizgilerinin ta kendisidir. Tüm bu çizgiler zihnimizde ve gönlümüzde birleşerek, içine hayatlarımızı yerleştirebildiğimiz ‘Görünmez Kentlerimiz’i oluştururlar.

Calvino’nun ‘Görünmez Kentler’i şu satırlarla biter:
“Şafak sökmüştü ki: -Efendimiz, bildiğim bütün kentlerin hepsini anlattım sana, dedi.
-Hiç sözünü etmediğin bir kent kaldı.
Marco Polo başını eğdi.
-Venedik, dedi Han.
Marco gülümsedi. –Bunca zaman ne anlattım sanıyorsun ki sana?
İmparator istifini bozmadı: -Hiç duymadım oysa adını andığını.
Ve Polo: -Ne zaman bir kent anlatsam Venedik’le ilgili bir şeyler söylüyorum.
-Sana başka kentleri sorduğumda onları anlatmanı isterim. Venedik’i sorduğumda da Venedik’i.
-Diğer kentleri anlatmak, farklılığını kavramak istiyorsam gizli bir ilk kentten yola çıkmak zorundayım. Benim için bu, Venedik.
O anda; Kubilay Han ile Marco Polo’nun bu konuşmasını anımsadığımız anda, Yonca Saraçoğlu’nun resimlerindeki kenti daha yakından tanıdığımızı anlarız. O kent, onun yola çıktığı ilk kent olmalıdır en fazla... Tüm resimlerdeki görüntülere sızmış, o ilk kent... Bize düşen de, tek tek o kentleri değil, birbirlerinin içine sızmış izleri seyretmektir; aynı Marco Polo karşısında Kubilay Han’ın yaptığı üzere...     

YONCA SARAÇOĞLU

1960’ın Kasımında  Ankara’da doğan sanatçı, 1979  Saint-Benoit Fransız Lisesi’nden mezun oldu. Aynı yıl Devlet Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölümüne girdi. 1985 Mimar Sinan Üniversitesi Heykel Bölümünden mezun oldu . 1988’de bir süreliğine  Paris’e yerleşti. Sorbonne Üniversitesi Fransız Dili ve Uygarlığı Bölümüne bir süre devam etti. Resim çalışmalarına ağırlık vermeye başladı. Avrupa’nın çeşitli ülkelerine  mesleki geziler yaptı. 1991 Mayısında  Türkiye’ye döndü. İstanbul’u fotoğraflayarak keşfettiği dönem sonrasında, yoğun bir şekilde, resim evrenini oluşturmaya kendini verdi. Günümüze dek gelen bu sürecin ürünleri bazı karma sergilerde yer aldı.

Henüz haber eklenmemiştir.